DİYABET
DİYABETİN TARİHİ
Yirminci yüzyılın başlangıç dönemine kadar ölümcül bir hastalık olan şeker hastalığı tedavisinde Kanada Toronto Üniversitesi'nden Frederick Grant Banting , asistanı, bir biokimyacı ve bir fizyolog ortak çalışmaları sonucu insülin'i 1921 yılında izole etmeleri ile önemli bir ilerleme gerçekleşmiştir. Bu zamana kadar tanısı konulabilen ancak tedavisi yapılamayan şeker hastalığı için tedavinin ilk adımı atılmıştır. Banting ve asistanı daha sonra köpek pankreasından elde ettikleri çözeltiyi pankreası çıkartılarak diyabetik yapılmış köpeğe vermişler ve kan şekerinin düştüğünü görmüşlerdir ve sonraki yıllarda insanlar üzerinde denenmiş ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir.
DİYABETİN TÜRLERİ
Diyabetin 4 temel tipi vardır. Bunlar: Tip 1 diyabet, Tip 2 diyabet, gestasyonel diyabet (gebelik diyabeti) ve bu sınıflar içine girmeyen bazı ilaçların kullanımında ve pankreas'ın zedelenmesi durumunda ortaya çıkan diğer durumlardır.
TİP 1 DİYABETİN TANIMI
Diyabet (ya da tıptaki adıyla Tip 1 Diabetes Mellitus), insülin hormonunun vücutta bulunmaması ya da azlığından kaynaklanan bir hastalıktır. Bu hastalık vücudun besinlerden yararlanmasını sağlayan normal süreçleri bozar ve kandaki glukoz düzeylerinin çok yükselmesine neden olur. İnsülin pankreastan salgılanan bir hormondur. Pankreas, karın boşluğunda, omurganın bel bölümü önünde midenin arkasında yeralan bir salgı bezidir.Pankreas'ın iç ve dış salgı görevleri vardır. İç salgı görevini Langerhans adacıkları denen salgı hücreleri yapar. Langerhans adacıklarını oluşturan α (alfa) hücrelerinden kan şekeri düştüğünde glikozun depo hali olan glukojenin tekrar glikoza dönüşmesini sağlayan glukagon, ß (beta) hücrelerinden glikozun kandan hücrelere geçerek enerji için kullanılabilmesini sağlayan insülinsalgılanır. Dış salgı görevi ise asinus keseciklerine aittir. Bu salgı kesecikleri, pankreas özsuyu denen ve onikiparmak bağırsağına dökülen alkali bir sıvı salgılar.
ETİYOLOJİ
Tip 1 Diyabet, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin etkisi ile oluşan bir hastalıktır. Tip 1 Diyabet gelişme riskini arttırdığı saptanmış olan 14 gen içerisinde en önemlisi 6. kromozomun kısa kolu üzerinde bulunan IDDM-1 genidir. Ailelerinde diyabet bulunan bireylerin yapılan genetik testlerle hastalığa yakanlanma riski ortaya konulabilmekte, ancak önüne geçilememektedir. Hastalığı engelleyebilmek için çeşitli çalışmalar yapılmış olup, bunların en önemlilerinden biri olan nikotinamid tedavisi maalesef olumlu sonuç vermemiştir.
Genetik yatkınlığın yanında, beta hücrelerinde bağışık yanıtın bozulmasına neden olan virüsler, toksinler ve bazı gıda maddelerinden söz edilmektedir. Tip 1 diyabetin oluşumunda inek sütünün önemi büyüktür. 1 yaş altı çocuklarda inek sütüne maruz kalmanın Tip 1 Diyabet görülme sıklığını arttırdığı görülmüştür. Bu yüzden özellikle 1.derece akrabalarında diyabet olan çocuklara olabildiğince uzun süreli inek sütü verilmemesi önerilmektedir. Gıdaların içindeki koruyucu maddeler ve tütsülenmiş gıdalar da otoimmün diyabeti başlatan faktörlerdendir.
EPİDEMİOLOJİ
Diyabet popülasyonunun yaklaşık %10'u Tip 1 Diyabettir. Çocukluk çağı diyabetlerinin ise %95'i Tip 1 Diyabettir ancak son yıllarda Tip 2 Diabet sıklığı çocukluk çağında artmaktadır. Görülme yaşı ve sıklığı ülkeler ve bölgeler arasında 2 ila 60 kat kadar değişiklik göstermektedir. Kronik hastalıklar arasında en yaygın görülen hastalıktır. En sık 8-14 yaş arasında görülür. Genellikle yıllık ortalama sıcaklığın düşük olduğu bölgelerde yüksek oranda görülmesi (Örn. Finlandiya) ile birlikte istisnalar da vardır( Örn: Sardunya Adası). Irksal farklılıklar da görülme sıklığını değiştirir.Örneğin Japonya'da hastalık çok az görülürken, Amerika'da Florida eyaletinde yaşayan Japonlarda hastalığın daha sık görüldüğü saptanmıştır.
FİZYOPATOLOJİ
Sağlıklı bir insanda aç iken normalde kan şekeri 90-110 mg/dl.dir. Yemek yenmesi ile birlikte kandaki şeker (glikoz) miktarı yükselmeye başlar. Bu değeri sağlıklı sınırlarda tutabilmek için beynin komutu ile pankreasdaki ß -hücreleridaha fazla çalışarak, kan şekerinin kandan hücrelere geçişini böylece kan şekerinin düşmesini sağlayan insülini daha çok üretmeye başlar. Kan şekeri normal sınırlara inince de tekrar açlıktaki gibi karaciğerden her zaman salgılanan az miktardaki glikoz için az miktarlarda insülin salgılamaya devam eder.Diyabette ise pankreasta insülini üreten beta hücrelerin multifaktöriel sebeplerle giderek ölmesi ve ß -hücrelerinin yaklaşık %20 sinin sağlam kalmasına kadar hiçbir klinik bulgu ortaya çıkmazken, bu dönemde araya giren viral bir enfeksiyon ya da aşı uygulaması hastalığın bulgularının aşikar hale gelmesine neden olur.
BELİRTİLER
Yetersiz insülinin glukozu hücre içine sokamaması sonucu kan glikozu gittikçe artar. Bu durumda vücut kan glukozunu böbreklerden atma yoluna gider. Böylece idrarda glukozgörülmeye başlar. Glukoz atımı ile birlikte böbreklerden sıvı kaybı da oluşacağından, sık idrara çıkmaile vücudun sıvı ihtiyacı da artar ve çok su içmegörülür. İnsülin eksikliği sonucu glukozun hücre içine giremeyip enerji üretiminde kullanılamaması nedeni ile vücut yağları kullanmaya başlar. Yağların yakılması ile kilo kaybıve kanda keton cisimcikleri birikir. Bu ise bulantı, kusma ve iştahsızlıkoluşturur ve idrarda ketongörülür.
Enerji üretimi için gerekli olan glikozun hücrelere girememesi sonucu başlayan protein ve yağ yıkımı ile oluşan artık maddelerin, sıvı elektrolit dengesini bozmaları sonucu akciğerler de atık maddeleri vücuttan uzaklaştırmaya çalışır. Bu nedenle Kussmaul Solunumadı verilen tipik bir solunum ile hasta hızla nefes alıp vererek organizmayı ketonlardan temizlemeye çalışır. Bu sırada aseton kokusuhastanın nefesinde hissedilmeye başlanır.
TANI YÖNTEMLERİ VE TANI KRİTERLERİ
Klinik olarak çok idrara çıkma, çok su içme, çok yeme, kilo kaybı gibi belirtilerle ya da daha ileri dönemlerde ketoasidoz veya koma ile başvuran hastalarda aşağıdaki tanı yöntemleri uygulanır:
İdrarda glikoz bakılması:Normal şartlarda idrarda glikoz olmaz İdrarda glikoz varlığı başta diyabet olmak üzere çeşitli hastalıkları düşündürür. Diyabet hastalığına bağlı ise idrarda glikoz olması kan şekerinin 180 mg/dl. veya üstü olduğunu gösterir.
Kan Şeker Düzeylerinin Tayini:İdrarda glikoz görülmesi üzerine bakılan kan şekerleri tanı için şarttır. Açlık kan şekeri sağlıklı bir insanda 110 mg/dl. nin altında olmalıdır.
- AKŞ' nin 110-125 mg/dl. arasında olması "Bozulmuş Açlık Glikozu" olduğunun göstergesidir. Şeker yükleme testi gerektirir.
- Herhangi bir zamanda bakılan KŞ 200 mg/dl.'nin üzerinde ise yine şeker hastalığı tanısı konur.
Şeker yükleme testi(OGTT):
120.dakika KŞ 140 mg/ dl.'nin altında ise normal kabul edilir. 120.dakika KŞ 140-200 mg/dl. arasında ise "Bozulmuş Glikoz Toleransı" olduğunu gösterir. Diyet tedavisi ve takip gerektirir. 120.dakika KŞ 200 mg/dl.'nin üzerinde ise şeker hastalığı tanısı konur.
Hemoglobin A 1c (HbA1c):
Yaklaşık 6-8 hafta öncesindeki kan şekerleri hakkında bilgi veren güvenli bir testtir. Kandaki hemoglobin adı verilen bir maddenin glikoz ile karşılaşma oranları, dolayısı ile kan şekeri ortalamaları hakkında bilgi verir. Normalde % 6,5 un altında olmalıdır.



